ERKENCİ MG

5 May

Ya çilekli ya da vişneli olsa gerek. Orman meyvelerinden olduğu renginden belli ama tadına bakmadığım için neli bilemiyorum. Akıyor ama öyle böyle değil. Külah öyle bir ıslanmış ki üzerindeki görsel şöleni taşımakta zorlanıyor. Arkadaşımın kuzeni küçük kardeşine, ver de toplayayım diye kardeşinin külah dondurmasını toplayıp (yalayıp) çocuğa teslim etmesi geliyor aklıma. O kuzen olsa toplayabilir mi ki 2 yalayışta diye düşünmeden edemiyorum. Şapır şapır damlıyor. Ellerim yapış yapış ama niyeyse yalayamıyorum. Islaklık yüzüme bulaşıyor derken sırtıma… Şıp şıp damlıyor eriyen tatlı. Derken ıslanıyorum yağmur mu yağıyor derken bir Rus turistin yanımdan geçerken saçından süzülen deniz sularıyla yalayamama derdim sona eriyor. Bu nasıl bir rüya diye doğrulacakken sırtımın alevlendiğini hissediyorum. Olmazsa olmazım şezlongda uyuyakalmalarım! 50+ faktörün yetersiz kaldığı sırt bölgem eveeet aferin koçuma nisanda deniz sezonunu da açtın hadi hayırlı olsun sana diyor. Sırtıma kulak asmadan ateşi söndürmek için koşuyorum Akdeniz’in serin sularına…
Aslında deniz sezonu okulların kapanmasıyla başlar bizim ailede. Yıllardan beri bu şekilde süregeldiği, küçükken okullar tatil olur olmaz yazlığa koşulduğu için bu bir inanış oldu. Okul kapandıysa tamam deniz sıcaklığı uygun kıvama gelmiştir; yoksa soğuktur o mevsimde denize mi girilir kafası yani. E tabi Egeli olup deniz suyumuzun ve havamızın Akdeniz’e nazaran daha geç ısınması da büyük rol oynuyor tabi bu inanışımızda. E şimdi 16 yıl sonra gidecek bir okulum da olmadığına göre hakkıyla bu inancı kırabilirdim. Üniversite hazırlıktan arkadaşım düğünü için beni Antalya’ya davet etmesiyle aklıma düşen ilk şeyse: Mayom neredeydi?
Mayo bulundu Antalya’ya uçuldu. En son orta okulda iken gittiğim Alanya’da 2 gün konaklandı. Yazlık beldelerden hatrı sayılır büyüklükteki ilçeye, komşu ilçesine kadar uzanan bir kumsal bahşedilmiş. Yer yer taşlı yer yer gayet güzel kumlarının olduğu plajları var. Mavi Bayrak‘lı kumsalı var mı yok mu hiç bakınamadım zira günlerim dardı ve kendimi hemen denize atmak istiyordum. Nitekim öyle de oldu kaldığım yer denize sıfırdı sahile inme derdi hiç olmadı. Sezon tam anlamıyla açılmadığı için tam kafa dinlemek ve denizin tadını çıkarmalık bir kaçamak olmuş oldu.
Kale surlarının içinde asıl Alanya bulunmakta. Şimdinin bir nevi köyü eskiden bir şehirmiş. Bana canım Şirince‘mi hatırlattı. Yerel halk işi ticarete vurma konusunda Şirincelilerden mentörlük almalılar. Ben şahit olmadım ki Şirince’ye gideceksin gözlemeci teyzelerden gözlemeni alacaksın ama yanına çayı yahut ayranı hazır olmayacak. Sezonun açılmamasına bağlayıp bu güzel beldenin insanlarına bok atmama kararı alıyorum ve bunu görmezden gelerek eski tershane taraflarına kara dut ağaçları eşliğinde yürüyorum…
Zamanında okulla geldiğimizde Kızıl Kule taraflarında oyalanmış yukarıya Alanya Kalesi‘ne çıkamamış her Antalya gezisi klişesi olarak şelaleleri görmeye gelmiştik. Bu sefer kaleye çıkma şansım da oldu. Türkiye’nin her manzaralı tepesinin akşam canlıları burda da vardı. Tofaş’ı müsait bir kenara çekmiş -elde gazeteyle kaplanmış Tekel Bira’sı müdavimleri. Bu tür rakımı yüksek her yerdedir. Onlar için uygun yaşam alanı yüksek yerlerdir ve gece ortaya çıkarlar. Her şehrin en yüksek tepesine verilen adıyla kentlerin Şahin Tepe’lerinde görebilirsin mesela bu canlıları. Yaşam alanlarına fazla tecavüz etmezsen açtıkları damar şarkılar haricinde bir zararları yoktur. 5-10 dk gece Alanya’nın siluetine bakıp bu omurgalı gece canlılarını kendi hallerine bırakıp sahile indik. Alanya yaz mevsiminde daha ziyade Alman, Hollandalı ve Rusları ağırlıyormuş. Ben bu popülasyonu pek gözlemleyemedim çünkü erkencilerdendim. Benim gibi erkencilerden Afro-Amerikanlar bile vardı. Gözüme çarpan ilçeye gelen milliyetler dışında her iki adımda bir bulunan kuaför, manikür/pedikürcülerdi. Hep duyduğum gavur milletlerinde pek bir pahalı olan bu hizmet burada da çok rağbet görüyor. Balıklar tarafından yapılan pedikür bile mevcut. Hizmette sınır yok yeter ki Euro konuşsun. Şehrin belirli yerlerine konuşlandırılmış bisiklet istasyonlarıysa gönlümü fetheden bir olaydı. Zamanın kısıtlı olmasından kullanamadım ama bir daha yolum düşerse kesin kullanacağım bir güzellik. Bir istasyondan aldığın bisikleti başka bir istasyonda bırakabiliyorsun yanlış hatırlamıyorsam ilk saati 25 kuruş sonraki saatler 2 TL yazıyordu. Korsan gemisi temalı tur gemileri, Side tarafında birbiriyle yarışan 5 yıldızlı otelleri, küçük limanlarına yakın diskoları aklımda kalan diğer şeyler… Kaçamağın sonu şelale diye lanse ettikleri Düden ve Kurşunlu Şelalelerini gördükten sonra hüsrana uğradığım ve çocukken gittiğim gezide en çok sıkıldığım yer olan o malum şelalenin (şelale denirse) sahibi ilçe, Manavgat. Bu sefer amaç göbek atıp halay başı olmak.
Sonunda göbekler atılıp üstüne rüyamda yiyemediğim dondurma bile yenildiğine göre ben ve güneş yanığım için eve dönüş vakti. Bundan sonra gezip tozarken fotoğraf makinemi hep yanımda bulunduracağıma dair kendime tutmayacağım bir söz verip havalimanın yolunu tutuyorum…

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: